Galatasaray-Hamburg maçının ardından Türkiye'nin futbol gündemine bu maç oturacak. O kadar rahattım ki bu maç hiç konuşulmuyordu. Gündemden uzak olmak, olayları dışarıdan takip edebilmek bazen daha iyi oluyor.Her Beşiktaşlı gibi bende Gençler maçından sonra Sivas maçını düşünmeye başladım. Durup dururken aklıma maç geliyor. Gitsek mi gitmesek mi, maç nasıl olur, hangi 11 ile sahaya çıkacağız. Ulan bi rahat bırak, okul var, iş var... Yok abi diyor önce sen kafanda bitereceksin.
İki sene önce ne güzel dokunmuştu İbrahim Akın diyorum içimden. Holosko geçen sene olduğu gibi gene fırlayıp kafayı uzatıverse.
Sonucunu bir kenara bıraktım. Beşiktaşımın Sivas'ta Beşiktaş gibi olacağına eminim. Ne olursa olsun yine yeniden "Oleey Saldır Beşiktaşım..."
Atlara olan sevgisiyle tanınan Brezilyalı golcü Ailton, Beşiktaş'tan ayrıldıktan sonraki üçüncü yılında 6. takımına transfer oldu. Bu süreçte Kızılyıldız, Grasshoppers, Duisburg, Metalurh Donetsk ve Altach formaları giyen futbolcu, son olarak Campinense'ye imza atarak ülkesine döndü.İlginç vuruşları, rakibin ofsayt taktiğine aldırmayan yapısı ve rodeo tutkusuyla hatırladığımız Ailton'u sevgiyle anıyoruz.
“Türkiye’den gitmeden önce İnönü Stadı’nda bir kez de olsa rodeo yapmak istiyorum” ~Aílton Gonçalves da Silva, Ekim 2005
afc Bournemouth'un forveti lee bradburry'nin gol sevinci.
İstinye duman altında, Müslüm babalı bir king masası kurulmuş. Kaybeden her zaman kaybetmez ama bu sefer yine kaybetti galiba. Mutlaka bir gün o da kazanacak ama o sinek kızını yemicekti...
Bir gün bir maçta Ümit Özat kardeşimiz topu Fenerbahçe ağlarına istemeden göndererek "kendi kalesine" diye tabir ettiğimiz golü atar. Tabi bu olayın ardından sayı göstergesinde "dakika bilmem kaç, Ümit Özat (kk)" şeklinde bir yazı belirir. İşin ilginç yanı bundan sonra başlıyor. Rakip takımda da bir Ümit bulunmaktadır. Bizim delikanlı Ümit kardeşimiz bu iki Ümit vakasından dolayı bu (kk) kısaltmasını "kendi kalesine" değil de "koca kafa" olarak anlar. Sebepse kendisi fenerbahçeye gelmeden evvel lakabı "koca kafa" imiş meğer. Garibim maç sonuna kadar düşünür durur ulan bunlar benim lakabımı nerden biliyor yahu, burada da koca kafa olduk iyi mi filan gibi yeise kapılır. Gerçeği ancak soyunma odasında arkadaşlarından anlar. Kendi kalesine attığı gol yetmemiş kendisine de gol atmıştır. Vahtır, komiktir.*kaynak: itusozluk.com
TRT 3’te bağımlısı olduğum, kimi zaman kaydettiğim bir kuşak var: “Bir Zamanlar Ligimiz” Müthiş arşivini açıyor TRT; veriyor nostaljiyi, veriyor nostaljiyi...
Geçenlerde 1985-1986 sezonunun maç özetleri vardı.
Galatasaray’da Simoviç, Prekazi, Yusuf, Raşit, Arif...
Beşiktaş’ta Metin, Ali, Feyyaz, Fikret, Sinan, Gökhan...
Fenerbahçe’de Müjdat, Şenol, Pesiç...
Altay’da Erdi, İsa, Reha, Yesiç, Şeref, Turgut...
Cemal’li, Nazmi’li, İbiç’li Zonguldak var...
Trabzon’da Küçük Şenol, Büyük Şenol,
Küçük Hasan, Büyük Hasan zamanları...
Hakemlerden Sadık Deda, Bayram Can, İhsan Türe, Coşkun Kutay...
Detaylar müthiş.
Tribünlerde hâki bloklar şeklinde askerler oturuyor. Tribünde makineli tüfekli mavi bereliler var. 12 Eylül’ün gölgesi hâlâ stadlarda. Polisler “saylonlu” modelinde takılıyor.
Saha kenarı reklamlarındaki bankaların çoğu bugün lastiği patlatmış vaziyette.
Töbank’ı hatırlar mısınız mesela?...
Turgut ve Semra Özal çifti Beşiktaş-Ankaragücü maçını seyretmek üzerinde Şeref Tribünü’ndeki yerlerini alıyorlar.
Sahada “ayılama” faul yapıldığında spiker “futbol dışı hareket” demekle yetiniyor.
Gole saha içinde futbolcularla birlikte sevinen yerel gazete foto muhabirleri normal karşılanıyor.
Skorboard’ların içinde insanlar yaşamakta! Gol olunca bir siluet şeklinde belirip tabelayı değiştiriyorlar.
Sahalar berbat. Çamur deryası.
Tribünlerde formalı taraftar neredeyse hiç yok.
O yıllarda “store” mu vardı?
Bütün bu yoklukların, insanın içine “Pazar akşamı gelmiş ama ev ödevini yapmamış ilkokul öğrencisi sıkıntısı” taşıyan rüzgarların içinde büyük güzellikler de gizli.
Cevad Prekazi’nin müthiş füzesi var, Beşiktaşlı Gökhan’ın bugün de yarın da sonsuza kadar da haftanın golü sayılabilecek golü var; var oğlu var!
O günleri hayal meyal de olsa hatırlayanlar için eşsiz bir kaynak.
Hey gidi günler hey!
*kanat atkaya'nın 17 mart 2009 tarihli yazısıdır.
Geçenlerde 1985-1986 sezonunun maç özetleri vardı.
Galatasaray’da Simoviç, Prekazi, Yusuf, Raşit, Arif...
Beşiktaş’ta Metin, Ali, Feyyaz, Fikret, Sinan, Gökhan...
Fenerbahçe’de Müjdat, Şenol, Pesiç...
Altay’da Erdi, İsa, Reha, Yesiç, Şeref, Turgut...
Cemal’li, Nazmi’li, İbiç’li Zonguldak var...
Trabzon’da Küçük Şenol, Büyük Şenol,
Küçük Hasan, Büyük Hasan zamanları...
Hakemlerden Sadık Deda, Bayram Can, İhsan Türe, Coşkun Kutay...
Detaylar müthiş.
Tribünlerde hâki bloklar şeklinde askerler oturuyor. Tribünde makineli tüfekli mavi bereliler var. 12 Eylül’ün gölgesi hâlâ stadlarda. Polisler “saylonlu” modelinde takılıyor.
Saha kenarı reklamlarındaki bankaların çoğu bugün lastiği patlatmış vaziyette.
Töbank’ı hatırlar mısınız mesela?...
Turgut ve Semra Özal çifti Beşiktaş-Ankaragücü maçını seyretmek üzerinde Şeref Tribünü’ndeki yerlerini alıyorlar.
Sahada “ayılama” faul yapıldığında spiker “futbol dışı hareket” demekle yetiniyor.
Gole saha içinde futbolcularla birlikte sevinen yerel gazete foto muhabirleri normal karşılanıyor.
Skorboard’ların içinde insanlar yaşamakta! Gol olunca bir siluet şeklinde belirip tabelayı değiştiriyorlar.
Sahalar berbat. Çamur deryası.
Tribünlerde formalı taraftar neredeyse hiç yok.
O yıllarda “store” mu vardı?
Bütün bu yoklukların, insanın içine “Pazar akşamı gelmiş ama ev ödevini yapmamış ilkokul öğrencisi sıkıntısı” taşıyan rüzgarların içinde büyük güzellikler de gizli.
Cevad Prekazi’nin müthiş füzesi var, Beşiktaşlı Gökhan’ın bugün de yarın da sonsuza kadar da haftanın golü sayılabilecek golü var; var oğlu var!
O günleri hayal meyal de olsa hatırlayanlar için eşsiz bir kaynak.
Hey gidi günler hey!
*kanat atkaya'nın 17 mart 2009 tarihli yazısıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




